Geçen Dört Yılın Ardından iPhone ve iOS Hakkındaki Düşüncelerim

2017’nin başlarında paylaştığım Neden Android’ten iOS’e Geçtim ve Neden Android’i Özlüyorum? başlıklı yazıdan 3 yıl sonra, düşüncelerimin değişip değişmediğini aktarmak için yeni bir yazıya başlamıştım ancak hayatımdaki zorunlu öncelikler yüzünden bir türlü odaklanıp yazıyı tamamlayamadım. Birkaç gün önce de en azından 4 yıl sonra neler düşünüyorum onu paylaşayım diye silbaştan yeni bir yazı yazmaya başlamıştım ki ertesi gün İzmir’den değerli bir okuyucunun benimle irtibat kurarak, 2017’deki yazıdan sonra bugün neler düşündüğümü merak eden sorular yöneltmesi, bu yazıyı artık yayımlamam gerektiği konusunda beni güzel bir şekilde motive etti. Kendisine, vesile olduğu için buradan ayrıca teşekkür ediyorum, zira koşuşturmaca derken yine yazıyı öteleyecektim.

O zaman yazımıza geçelim.

2016’nın son günleriydi. Radikal bir değişiklikle Android’ten iOS’e geçme kararı aldım zorunlu olarak. Zorunlu olarak diyorum çünkü gerekçelerimiNeden Android’ten iOS’e Geçtim ve Neden Android’i Özlüyorum? yazımda paylaştım.

Öncelikle, hala aynı telefonu (iPhone 7 Plus) kullanmaya devam ettiğimi ve bu konuda artıları ve eksileri genel olarak değerlendirdiğimde artıların ağır bastığını paylaşmak isterim özet olarak.

Şimdi biraz detay paylaşayım.

Geçen 4 sene içerisinde, telefonda elbette bazı performans kayıpları oluşmaya başladı. Batarya sağlığı %74 seviyesine düştü. Bazen, özellikle arama yapacağım, adres defterini kullanacağım zaman telefonda takılmalar yaşıyorum. Tabi bunda telefon defterimdeki kişi sayısının ne derece etkisi var, bilemiyorum. Bir de incelemeyi, test etmeyi sevdiğimden dolayı telefonumda yüklü olan 500 küsür uygulamanın etkisi var mı, bilemiyorum. Telefonun kapasitesi 128 GB ve bunun sadece 5 GB’ı boş. Bu da etkili olabilir. Bu detayları paylaşmak istedim.

Kullanıcı deneyimi, özgürlükler, esneklik açısından iOS’in hala Android’in çok gerisinden geldiğini söylemem gerekiyor, ancak iPhone memnuniyetim (iPhone dediğimde lütfen iOS’ten bağımsız olarak bir donanımı yani telefonun kendisini kastettiğimi düşünün) iOS’e katlanmamı sağlıyor.

iPhone’un ilk sahip olma maliyetinin yüksek algılandığını ancak yıllık bazda daha ucuz bir telefon olduğunu iddia etmiş, hatta nasıl hesapladığımı sizlerle paylaşmıştım. 4 sene sonra da bu iddiamın geçerli olduğunu düşünüyorum. Batarya sağlığı (battery health) %74 seviyesine düştüğü için eskisi kadar uzun şarj sürelerini göremiyorum elbette ancak bu beklentilerimin üzerinde. Açıkçası 4 sene sonunda daha kötü bir batarya performansı bekliyordum. Bu Apple’ın donanım bileşenlerini seçerken kaliteye verdiği önemi doğruluyor, markaya olan güvenimi perçinliyor. Sanıyorum beşinci senesi dolana kadar da ciddi bir sıkıntı yaşamadan mevcut telefonumu kullanabileceğim gibi görünüyor. Beşinci seneyi tamamladığımda, batarya değişikliği ile (Apple yetkili servisinde, Almanya için 49€’luk bir bedel karşılığında) bir 5 yılı daha zorlayabilir miyim, onu test etmeye çalışacağım. Yani, iPhone 7 Plus’tan iPhone 18 Pro’ya (tabi Apple’ın iPhone isimlendirme sistemi aynı şekilde devam ederse) geçiş yapabilir miyim, birlikte göreceğiz :) Şaka bir yana, güncel iOS sürümü desteğini kaybettiğim an (her şey Apple’ın rutininde giderse bu senenin son çeyreğinde çıkacak olan iOS 15, alacağım son güncelleme olacak muhtemelen ve iOS 16’yı bu telefonla görür müyüm göremez miyim bilmiyorum. Telefonun donanımını baz aldığımızda aslında görebilmem lazım ama stratejik olarak Apple buna izin vermeyebilir çünkü 5 yıllık destek taahhüdü bitiyor.) yeni bir iPhone’a geçmenin zamanı demek benim için, ancak ben yine de sırf müzik dinlemek, video izlemek, bisiklet sürerken GPS cihazı olarak kullanabilmek gibi amaçlarla, mevcut telefonu kullanmaya devam etmek istiyorum. Bu nedenle de beşinci senesini tamamladıktan sonra bataryayı yenileyerek bir beş yıl daha kullanmak gibi bir hedefim var.

Gelelim iOS’in son 4 yıl içerisindeki gelişiminin beni ne kadar tatmin ettiğine… 

iOS, aslında hemen her özelliğini, yıllar önce Android’te olan özelliklerden çalıyor, pardon feyz alıyor ve daha önce Android kullanmamış Apple fanları da bu özellikleri yenilikmiş sanarak ayakta alkışlıyorlar. Ben de gülüyorum tabi :)

Kontrol merkezi, bildirimlerin gruplanması, klasör sistemi, widget özelliği gibi Android’te uzun yıllardır olan özellikler iOS’e de geldi bu 4 sene içerisinde.

Son 4 yıl içerisinde iOS’te eksikliğini en çok çektiğim şeyler şunlar oldu:

Linux işletim sistemli bir bilgisayar kullanıyorum ve telefonumu USB kablosu ile bilgisayarıma bağladığımda, dosyaları göremiyorum. Android’te yıllardır rahatlıkla bunu yapabilirsiniz. Bilgisayardaki bir dosyayı önce DropBox veya Drive’a, upload et, sonra telefondan indir… Uğraş da uğraş… Bazen o kadar acil bir şey oluyor ki, bunu yaparken sinirden kuduruyorsunuz. Bir kaç defa en sıkışık olduğum anda başıma geldi ve telefonu fırlatmamak için kendimi zor tuttuğumu anımsıyorum.

Bir diğer eksiklik ise iOS’te mobil veri kullanımının sınırlandırılamaması. Android kullanıcılarının, şayet iOS kullanmadılarsa, “Nasıl ya? Böyle bir özellik iOS’te yok mu? Android’te yıllardır var!” dediklerini duyar gibi oluyorum. YOK! Gerçekten yok. Şöyle düşünün: Evdesiniz ve telefonunuzdan Youtube’u izliyorsunuz, bir aksaklık oldu ve kablosuz internet bağlantınız kesildi. Bir süre sonra bir mesaj: “Mobil veri kotanızın %80’ini kullandınız” Şok! iOS’te, mobil veri kotasının şu kadarı kullanılınca sınırlama getir gibi bir seçenek yok. Şaka gibi, değil mi? Sene 2021 ve iOS’te hala böyle bir seçenek yok. Yok işte.. :) Ben böyle bir durumu bizzat yaşadım hatta. Hem de Almanya’da, Türkiye’deki gibi bol bol GB’lı mobil paketler de yok burada. Almanya’nın ayıbı ama olsun. Daha ayın başında, Paketin %80’ni doldu diye mesaj gelince, sağlam bir şok yaşadım.

Gelelim iOS’in güzel taraflarına:

4 sene önce de dediğim gibi, Apple’ın duyurduğu tüm güncellemeler 1 gün bile gecikmeden anında telefonuma geldi ve yazıyı yazdığım an itibariyle en güncel sürüm olan iOS 14.4.1 yüklü telefonumda. Bence bu, tek başına iOS’in Android’ten ne kadar başarılı olduğunu gösteren (benim için) en büyük kriter.

Bunun dışında, Almanya’da yaşıyor olmam nedeniyle ve pandemi döneminde çok sık internet üzerinden sesli ve görüntülü görüşme yaptım/yapıyorum. Facetime’ın en kaliteli ses ve görüntü deneyimi yaşattığını söyleyebilirim. Sanıyorum sıkıştırma algoritmasının başarısından kaynaklanıyor çünkü özellikle Türkiye ile yaptığım görüşmelerde, Türkiye’deki internet hızının yavaşlığından dolayı çok fazla bağlantı sorunu yaşadım. Ne zaman ki Facetime kullandım, bu sıkıntılar çok büyük oranda ortadan kayboldu. iOS’in en güçlü yanlarından birisi de Facetime sanırım.

Ayrıca, Apple Pay sayesinde de 2 senedir neredeyse hiç nakit para veya banka kartı kullanmıyorum. Almanya’ya ilk geldiğimde çok şaşırmıştım. Bilmeyenler olabilir diye biraz bahsetmek isterim. Kredi kartının geçtiği yerler parmakla gösterilecek kadar az. Bazı yerlerde banka kartı dahi geçmiyor. Sadece nakit ödeme kabul ediliyor. Bir restoranda (sırdan bir restoran olmadığını da vurgulamak isterim), kartla ödeme yapamayacağım aklıma gelmediği için ve üzerimde de tabi o kadar nakit taşımadığım için, gecenin bir vakti ATM aradığımı hiç unutamam mesela. Veya konsolosluk gibi yerlerde de nakit ödeme dışında bir seçenek bulunmuyor. Bu istisnaların haricinde, hemen her yerde Apple Pay ile ödeme yapılabiliyor. Market veya mağazalardan yaptığım tüm alışverişlerde Apple Pay ile ödeme yapıyorum. Gerçi Google Pay de Almanya’da benzer şekilde yaygın ancak Apple Pay Google Pay’den daha önce başladı işlemlere.

Kullandığım iki bankanın kartı ve IKEA kartım, Wallet uygulamasına tanımlı. Sadece telefonumu yanıma alarak birçok şeyi yapabiliyorum. Büyük kolaylık.

iOS’te ne gibi değişiklikler oldu, bunları detaylı görmek isterseniz ilgili Wikipedia’daki iOS version history sayfasına göz atabilirsiniz.

Apple telefonlarının göründüğü gibi aslında pahalı değil daha uygun fiyatlı olduğunu, güncel fiyatlarla bir kez daha göstermek isterim:

Yaşadığım ülke olan Almanya’dan örnek vereceğim.

Şu an iPhone 12 Pro Max 512 GB modelinin fiyatı 1599 Euro. 5 yıl boyunca güncel yazılımla kullanacağımızı düşünürsek, yıllık maliyeti 320€.

Samsung S21 Ultra 5G 512 GB telefonun fiyatı da 1429 Euro. Bu telefonun güncel yazılım desteği ise 3 yıl (önceden 2 seneydi, Samsung 3 seneye çıkarmak zorunda kaldı). Peki yıllık maliyeti kaça geliyor? 475€

iPhone’a yılda 320€ vermek varken, neden Samsung’a 475€ vereyim? Hesap çok basit değil mi?

Samsung veya diğer Android tabanlı akıllı telefon üreticileri, bu politikayla Apple’a kafa tutabilir mi? Android güncelleme desteği 5 yıla çıkarılmazsa, iOS’in pazar payının yıllar içerisinde büyüdüğünü göreceğiz.

Umuyorum, Tim Cook, Apple’ın Steve Jobs’tan süregelen hatasına uzun süre devam etmez ve Apple Pen desteğini (Apple Pen mini mesela) iPhone’lara da getirir ve Samsung ile arasındaki en büyük eksikliği de ortadan kaldırmış olur. Zira kalem ile telefonda not alabilmek, bir şeyler çizebilmek kesinlikle son derece önemli ve Apple yıllardır neden inatla bunu tüketicilere sunmaz anlayabilmiş değilim.

Yıllarca büyük ekran konusunda gereksiz inat ettiler. Şu an küçük ekranlı modelleri satamıyorlar bile, herkes büyük ekranlı olanları tercih ediyor. Kalem desteği geldiğinde satışların nasıl artacağını tahmin dahi edemiyorum.

Düşüncelerinizi ve deneyimlerinizi paylaşırsanız çok memnun olurum.

Esenlikler diliyorum.

Leave a Comment