Google’ın İş Hayatındaki Önemi (Gerçek Bir Hikaye)

Çok uzun ama bir o kadar da önemli ve yararlı olduğunu düşündüğüm ve zaman darlığından dolayı yazmayı hep ertelediğim bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum: Google’ın İş Hayatındaki Önemi

Türkiye’de yüzbinlerce KOBİ var ve bunların çok azı, Google’dan nasıl yararlanabileceğini biliyor. Bilenler işlerini büyütüyor, diğerleri silinip gidiyor birer birer..

ABD’den ürün (detaylarını paylaşmayacağım) ithal edip Türkiye’de satmaya karar verdiğimde izlediğim yöntemleri ve tecrübelerimi aktarmaya çalışacağım naçizane.. %100 gerçek bir iş hikayesidir ve bu hikayenin içerisinde hangi Google hizmetinin nasıl kullanıldığını, ne kadar işe yaradığını çok net bir şekilde göreceksiniz.

“Yatan aslandansa gezen tilki yeğdir” sözünü çok sever ve benimserim.

Gezen tilki olduğum bir dönemde, bir iş toplantısı için gittiğim şirket bana çok farklı bir probleminden bahsedip, bu problemin çözümü için neler yapılabileceğini sordu. Konu bana çok ilginç geldi. Böyle bir sorunun varlığını aklımdan bile geçiremezdim. İşte o zaman gezen tilki olmanın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlamıştım.

Bu konuyu etraflıca araştırmalıydım. Kullandığım ilk Google hizmeti, kendi adını verdiği Google arama motoru hizmeti oldu. Google’da yaptığım aramalar sonucunda çok ilginç bilgilere ulaştım. Aradığım firmayı bulmuştum. Firma ABD’deydi ve kendilerine Gmail alt yapısı kullanan şirket uzantılı mail adresimden mail gönderdim. Kullandığım 2. Google ürünü Gmail’di.

Bir kaç yazışma ve telefon görüşmesinden sonra anlaşmayı yaptık ve ilk siparişi verdim.

Hayatımda ilk defa fiili bir şekilde dış ticaret deneyimim gerçekleşiyordu. Teorik olarak öğrendiklerimi pratiğe dökecektim.

İlk parti malların gümrük işlemleri tamamlandıktan sonra ürünleri elime aldığımda kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Çok heyecanlanmıştım!

Evet ürünler elimdeydi ama bunları bir an önce satmalı ve para kazanmalıydım. Ama nasıl? İşin bu kısmı için çok hazırlıklı olmadığımı farkettim. En çok yapılan hatalardan birisi de bu belki de.. Pazarlama/Satış kanallarının yeterince düşünülmemesi..

İthal ettiğim ürünleri kullanma ihtimalinin yüksek olduğunu düşündüğüm firmaların e-posta edreslerinin listesini oluşturdum bir kaç günde. Bunu yaparken yine Google arama hizmetinden yararlandım. Elimde bir kaç bin adres oluşmuştu. Kafamdaki plana göre bu adreslere mail attığımda, okuduğum araştırma sonuçlarına göre %2’si bana geri dönecek ve bu ürünleri satacak ve para kazanacaktım.

2 hafta boyunca hiç kimse geri dönmedi! :)

 Google AdWords Devreye Giriyor, İşler Değişiyor

E-posta göndererek satış yapma fikrini zorlamanın hiç alemi olmadığını tecrübe edinmiştim. İnsanların ilgi, ihtiyaç duydukları şeyleri Google’dan aradığını çok iyi biliyorum. Çünkü ben ve çevremdeki herkes aynı şeyi yapıyor. Aradığımız ürünle ilgili anahtar kelimeyi Google’lıyoruz ve Google en doğru sonuçları karşımıza çıkarıyor.

Anahtar kelime: Nasıl ki doğru anahtar doğru kapıyı açar, siz de doğru web sayfalarına ulaşmak istiyorsanız Google’a doğru anahtar kelimeler vermelisiniz. Bazen bir arkadaşınızın sizden daha iyi kelimeler kullandığı için sizin Google’da bulamadığınız bilgilere ulaştığına tanık olmuşsunuzdur. Anahtar kelimeler; işiniz, ürününüz, verdiğiniz hizmet, vs. ile ilgili en spesifik, en sık kullanılan kelimelerdir genellikle.

O zaman hiç zaman kaybetmeden ürün ile ilgili anahtar kelimeleri tespit edip, Google AdWords ile reklam vermeliydim.

Google, yapılan her aramayı veritabanına kaydettiği için, hangi kelimelerin daha çok aratıldığını biliyor. Eğer anahtar kelime konusunda kararsız kalırsanız, Google Keyword Tool External isimli hizmeti ile size çok iyi bir destek veriyor. Bu da 3. Google hizmetiydi.

Anahtar kelimelerimi belirledikten sonra doğru Google AdWords (4. Google hizmeti) sayfasını açtım. Reklam kampanyamı, bütçemi, ilgili anahtar kelimeleri tanımladıktan sonra beklemeye başladım. Ertesi gün, mesai arkadaşım çalan telefonu rutin bir şekilde cevapladı. Karşısındaki kişi, “Google’daki reklamınızı gördüm, ürün ile ilgili bilgi almak istiyorum” diyordu. Bu inanılmazdı! Bu kadar kısa sürede geri dönüşlerin olacağını hiç aklımdan geçirmemiştim. O gün 5 telefon görüşmesi yapıldı! Telefon geliyor, sorulması gereken bilgiler soruluyor, kişinin irtibat bilgileri alınıyor ve ben de teklifimi hazırlayıp maille gönderiyordum. Zamanla telefonların sayısı o kadar arttı ki, hem telefonlara bakan mesai arkadaşım sıkışmaya başladı hem ben artık teklifleri görüşmeyi tamamladıktan hemen sonra hazırlayamamaya başladım çünkü teklifi hazırlamaya koyulduğum sırada bir başka telefon geliyordu. Gelen aramaları düzenli bir şekilde kayıt altına alıp, boş kalan zamanlarımda teklifleri hazırlamam gerekiyordu. KOBİ’lerdeki en büyük sıkıntılardan birisi de, insan gücünün çok olmamasıdır. Farklı bir çok işi kendiniz yapmak zorundasınız çünkü büyüyebilmek için ilk etapta bazı masrafları sınırlı tutmak zorundasınız.

Zaman ilerledikçe yoğunluktan daha çok hoşlanmaya başlamıştım. İşler arttıkça daha çok zamana ihtiyaç duymaya başladım. Kendimize zaman yaratmalıydım. En çok nelere zaman harcadığını tespit ettim:

  1. Gelen telefon görüşmelerini sistematik bir şekilde kağıda not almak,
  2. Teklif hazırlamak,
  3. Müşterilere 4-5 şablon içerikten oluşan mailler göndermek (teklif için, ürün detayları ile ilgili bilgilendirme mailleri, vs.).

Ne yapıp edip bu işleri otomatikleştirmeliydim.

1. Gelen telefon görüşmelerinin kayıt altına alınması: Müşterilerimize standart olarak sorduğumuz yaklaşık 10 adet bilgiyi, mesai arkadaşım önce kağıda not alıyor sonra da ben bir Excel (ücretsiz olması nedeniyle Open Office kullanıyordum) dosyasına kaydediyordum. Google Docs’un form özelliğini kullanarak bu bilgileri müşterilerin kendi kendilerine girmelerini sağlayabilirsem, kendimize zaman kazandırabilirdim. Oturdum ve hemen bir form oluşturdum (5. Google hizmeti). Bu formu web sayfasında en mantıklı yere koydum ve müşterilerimi bu formu doldurmaya yönlendirmek için telefonda “bu formu doldurduktan sonra size teklif hazırlayıp göndereceğiz” demeye başladık. Önce kağıda, sonra Excel’e yazmak için zaman harcadığımız iş, bir anda kendi kendine yürür hale gelmeye başladı. Web sayfasına da bir not düştüm: “Size en hızlı şekilde teklif verebilmemiz için lütfen önce formu doldurun”. Artık önce form dolduruluyor, sonra telefonlar geliyordu.

Google formların bir avantajı da girilen bilgiler ile ilgili istatistiksel veriler oluşturabilmesi. En çok hangi bölgelerden aranıyorum? Hangi ürüne daha çok talep var, vs. gibi soruların cevabını grafiklerle görmek mümkün.

Şimdi de şöyle bir gereksinim doğmuştu: Her form doldurulduğunda benim bundan haberim olmalıydı. Google’ın zeki mühendisleri buna çok önceden çözüm üretmişlerdi bile. Google Docs’teki uyarı özelliğini aktif hale getirdim ve her form doldurulduğunda bana mail gelmeye başladı. Böylelikle mail geldiğinde formu açıyor ve Excel mantığı ile tutulan güncel kayıtlara ulaşabiliyordum.

İşim gereği mobil olmam gerekiyor. Google’dan gelen “Form Dolduruldu” uyarı maili yeterli olmamaya başlamıştı çünkü hangi bilgilerin doldurulduğunu göremiyordum. Artık Google Apps Script (6. Google Hizmeti) kullanma zamanı gelmişti. Formda doldurulan bilgilerin mail içerisinde görünmesini sağlamalıydım. Böylelikle dışarda dahi kimin hangi bilgileri gönderdiğini görebilir ve ona göre eyleme geçebilirdim. İlk kodumu yazmak biraz zaman aldı ama bu tip sistemsel geliştirmeleri zaten mesai saatlerinin dışında yaptığım için işim aksamadan yürüyordu. Bir kaç denemeden sonra artık her form doldurulduğunda, formdaki bilgilerin mail olarak gelmesini sağlamıştım. Zamanla bu kodu bir kaç iyileştirme yaparak geliştirdim.

Android işletim sistemine sahip bir telefon kullandığım için, gelen her mail anında telefonuma düşüyordu. Vodafone‘un 8 TL’lik aylık sınırsız internet paketi çok işime yaramıştı. Hem ucuz hem de ihtiyaçlarımı karşılamak için yeterliydi. Müşterinin girmiş olduğu tüm bilgileri artık nerede olursam olayım görebiliyordum. İstersem anında o kişiyi arayarak sıcak temas sağlayabiliyordum. Hiç unutamayacağım müşteri memnuniyeti örneklerinden birisini sizlerle paylaşmak isterim: Yine ofis dışında olduğum bir gün, telefonuma mail geldi ve bilgileri okuduktan sonra direkt o kişiyi aradım. Müşterim bana “Enter tuşuna basalı bir kaç saniye oldu. Gürültüden belli ki dışarıdasınız. Bu kadar hızlı nasıl geri dönebiliyorsunuz? Nasıl bir teknoloji kullanıyorsunuz?” Müşterim oldukça şaşırmış, etkilenmişti. Türkiye’nin en büyük holdingleri, şirketleri benimle temas kuruyor ve yaklaşım tarzımızdan çok etkilendiklerini söylüyorlardı. Bilmiyorlardı ki aslında bunların hepsi Google alt yapısı ile ve TAMAMEN ÜCRETSİZ bir şekilde gerçekleşiyordu.

Müşterilerimi şaşırtma konusunda bir adım daha ileri gitmeliyim diye düşündüm. Bunu da şu şekilde yapacaktım: Form doldurduklarında girdikleri bilgiler, otomatik olarak telefonumun adres defterine kaydolacak ve müşterim formu doldurduktan sonra beni ararsa, telefonu direkt onun ismi ile hitap ederek açacaktım. Bu fikir ilk aklıma geldiğinde bana bile çok çılgınca geldi! Bir an empati yaptım ve “Bu çok müthiş bir şey!” dedim. Google’ın bulut bilişimdeki gelişmişliği ve verdiği hizmetlerin birbirleri ile entegre bir şekilde çalışması, arkamdaki en büyük güçtü. Google Apps Script kullanarak, Google Docs’taki forma girilen bilgilerin Gmail’deki adres defterine kaydedilmesini sağlamalıydım. Bunu yapabilirsem Android telefonumdaki bilgiler zaten otomatik olarak güncellenecekti. Böylelikle arayan kişinin ismi otomatik olarak ekranda görüntülenmiş olacaktı.

Üniversite zamanında Fortran77 diye çok eski bir bilgisayar programlama dili öğrenmiş birisi için Google Apps Script’te kod yazmak, biraz zaman alıyordu. Oturdum ve birkaç gün içerisinde istediğim kodu oluşturdum. Artık form doldururken girilen bilgiler adres defterime otomatik olarak kaydoluyordu. Artık form doldurduktan sonra arayan müşterilerimin isimleri telefonumun ekranında çıkıyordu! Arayan müşterilerime isimleri ile hitap etmeye başladığımda ne kadar şaşırdıklarını görebilseydiniz keşke! :)

 2. Teklif hazırlamak: Kurumsal bir teklif şablonu hazırlamıştım ancak her seferinde ürünlerin isimlerini, fiyatlarını tek tek girerek çok fazla zaman kaybettiğimin de farkındaydım. Rutin işleri hızlandırmalıydım. Excel’de ürün fiyat listesi yapıp, teklife yazacağım ürünlerin drop-down liste şeklinde çıkmasını sağladım. Artık teklifte tek tek ürünlerin isimlerini yazmıyor, sadece listeden seçiyordum. Birim fiyat otomatik olarak çıkıyor ve miktar bilgisini girdiğimde toplam fiyat otomatik olarak çıkıyordu. Bu zaman alıcı işten de kurtulmuştum. Teklifleri hızlı bir şekilde hazırlayıp müşterilerimle paylaşıyor, hızlı dönüşler yaptığım için de müşterimin gözünde itibar kazanıyordum.

3. Müşterilere mail göndermek: Müşterilere yazdığım maillerin ortak özelliklerinin olduğunu farketmem çok zaman almadı. Aslında 4-5 çeşit bir şablon vardı ve genellikle bu içerikleri gönderiyordum sürekli. Bu içerikleri Word gibi bir yazılıma kaydedip buradan Kopyala/Yapıştır ile maile aktarmak bile gereksiz bir şekilde zaman alıyordu. Gmail’in “Canned Responses” (Hazır Cevaplar) özelliğini kullanarak, mailleri artık çok hızlı bir şekilde gönderiyordum.

Gmail dedim ama, sakın müşterilerime adim.soyadim@gmail.com tarzında bir mail adresi ile mail gönderdiğimi sanmayın. Yine sadece Gmail’de bulabileceğiniz çok önemli bir özellik sayesinde, şirket uzantılı mailinizi Gmail’e bağlayarak, Şirket adresinize gönderilen maillerin Gmail hesabınıza düşmesini sağlayabilir, Gmail üzerinden de şirket uzantılı mail adresinizle mail gönderebilirsiniz. Üstelik bu da TAMAMEN ÜCRETSİZ!

İş yeri olarak web sayfası, pazarlama aracı olarak AdWords ve iş yerimin performansını ölçmek için de Google Analytics kullanıyorum (7. Google hizmeti). Analytics, web sayfanıza (iş yerinize) gelen ziyaretçilerin (potansiyel müşterilerin) davranışlarını takip etmeye yarayan, TAMAMEN ÜCRETSİZ ve mükemmel bir araç. Analytics kullanarak “web sayfamı daha fazla nasıl geliştirebilirim?” diye sürekli beyin fırtınaları yapıp içerik ve görsel tasarımda değişikliklere gittim.

Belki biraz uzun bir yazı oldu ancak başından sonuna kadar gerçek bir iş öyküsünde Google hizmetlerinin size ne kadar yardımcı olabileceğini örneklerle aktarmaya çalıştım.

Aradan 2.5 yıl geçti ve bugün hala bu işe devam ediyorum. Google olmasaydı ne yapardım bilmiyorum.

Teşekkürler Google..

7 thoughts on “Google’ın İş Hayatındaki Önemi (Gerçek Bir Hikaye)”

  1. Özgür bey paylaşım için çok teşekkür ederim. Belki şu anda bana faydası olmayacak ama ileriki zamanlarda çok işime yarayacağı kanaatindeyim. Ve bu çabaları paylaşmanızada oldukça minnettarım. İyi çalışmalar dilerim. Kolay gelsin.

  2. özgür bey, ben google’ın bu kadar hizmeti olduğunu bilmiyordum. sizin sayenizde öğrendim. teşekkür ediyorum. abd’den ne ithal ettiğinizi de merak ettim. öğrenmek için google’lamak mı lazım ? :)))

    • :)
      Teşekkür ederim.
      Google hakkında anlattıklarım, sanırım Google’ın sadece 10’da 1’i falandır. :)
      Google’layarak ABD’den ithal ettiğim ürünleri bulabilirsiniz. Google’ın bilmediği bir şey mi var? :))

Leave a Comment