Neden Android’ten iOS’e Geçtim ve Neden Android’i Özlüyorum

Uzun süredir Android işletim sistemli telefon kullanan ve iPhone’u (Apple’ı) çok eleştiren biri olarak, Android’ten iOS’e geçerken kararlarımı etkileyen detayların ne olduğunu herkese tek tek anlatmak zamanımı aldığı için ve benzer sorunları yaşayanların da olabileceği varsayımı ile bu makaleyi yazma ihtiyacı duydum.

Akıllı telefon/cihaz kullanmaya başladığım ilk günden itibaren deneyimlediğim marka, model, yıl ve işletim sistemlerini paylaşmak isterim:

HP iPaq 614 (2008, Windows)

HTC T3333 Touch2 (2010,Windows)

Samsung Galaxy Ace (2012, Android)

Motorola Moto G (2014, Android)

iPhone 7 Plus (2017, iOS)

Akıllı cihazlar ile tanışıklığımın çok yeni olmadığı ve BlackBerry hariç tüm platformları deneyimlediğim, en çok da Android ile haşırneşir olduğum yukarıdaki listeden rahatlıkla görülebiliyor.

Windows mobile işletim sistemi kullandığım dönemlerde telefonların donanımları müthiş rezildi ve bu rezillik Windows’la birleştiğinde ortaya inanılmaz tatsız bir deneyim çıkıyordu. HP iPaq’e akıllı telefon demek bile hata olur hatta. PDA’lerin dönemiydi. BlackBerry’nin de ölmesi ile mobil işletim sistemi pazarında iki büyük kaldı. Android (Google) ve iOS (Apple).

Uzun süre kullanmamak için ayak dirediğim (iyi ki de öyle yapmışım) iPhone’a (iOS) geçişimin gerekçelerini paylaşacağım.

Apple’ın altın çağını yaşamaya başladığı ve iPhone’un hızlı bir yükselişte olduğu yıllardı. Steve Jobs’lı yani “Her şeyi en iyi ben bilirim, ben yaparım; müşteri geri zekalıdır, benden daha iyisini düşünemez, düşünse bile benim düşündüğüm doğrudur” mantığının hakim olduğu ve maalesef tüketicilerin de bu bakış açısını kabullendikleri (hala böyle düşünenler var ama eskisi kadar çok değil) yıllardı. Telefon ekranlarının 4 inç ile sınırlı kalması gerektiğine inanılan (“Steve Jobs böyle diyorsa kesin doğrudur” diye inananların çoğu ironik bir şekilde en büyük ekranlı olan iPhone’lardan satın aldı daha sonra), NFC’yi kullanmamak için her yolu deneyen, iOS’in muazzam muhafazakar, her şeye kapalı olduğu dönemler…

Android ile ilk tanışmam Samsung Galaxy Ace ile oldu. Yine facia bir donanımdı ama Android namına bir çok şeyi öğrendiğim ve eski olduğu halde hala binlerce kişinin okuduğu makaleler yazmama vesile olan telefondur.

Ne zaman ki Steve Jobs öldü (toprağı bol olsun), Apple bu komplekslerinden kurtuldu ve gerçek anlamda özgürleşmeye başladı (çoğunun aksine, “Steve Jobs öldü, Apple kötüye gidiyor” diye düşünenlerden değilim). Tim Cook belki Steve Jobs kadar “mükemmellik” odaklı olmayı beceremiyor ve detaylara onun kadar iyi hakim olamıyor ancak Tim Cook döneminde Apple daha fazla büyüdü, bunu unutmamak lazım.

iOS, zaman içerisinde Android’ten çok şey “arakladı” ve bu konuda her zaman arsız oldu (ben söylemiyorum, Steve Jobs’ın kendisi söylüyor) ve olmaya da devam ediyor. Ekranlar büyüdü, 5.5 inçlere ulaştı. Böylelikle telefonlar birbirine daha çok benzer hale gelmeye başladı ama Apple ile diğer şirketler arasındaki fark asıl o zaman belirginleşmeye başladı.

Gelelim o kritik soruya: Beni Android’ten uzaklaştıran ne oldu?

Kullandığım telefonun (Motorola Moto G) artık 3. senesine girmesi, sabah şarjdan aldığımda öğleden sonrayı zor görmeye başlaması, güncel Android sürümü 7.1 iken benim 5.1’de takılı kalmam yani yenilikleri takip etmek için Android One kullanan annemin telefonu ile daha çok zaman geçirmeye başlamam ve artık iyi bir kamera ile fotoğraf/video çekmek için yanımda ayrı bir cihaz taşıma angaryasından kurtulma isteğimin artması, beni bir karar vermeye sürükledi.

Kamerasını çok önemsemediğim, sadece uygulamalarla işimi halledebileceğim bir tercihim olsaydı, bu hiç şüphe yok ki General Mobile Android One olurdu. GM5 veya GM5 Plus. Bana daha iyi bir telefon lazımdı ama işletim sistemi Android One’da olduğu gibi çok “ellenmemiş” olmalıydı. Samsung, Sony, HTC gibi telefonların hepsinde arayüz değiştiriliyor ve saf Android deneyimi yaşamış biri olarak aradaki farkı çok iyi biliyorum. Android tarafında tek seçeneğe düştüm: Google Pixel. Bu telefonu Amerika’dan getirecek birini bulmam çok kolay değildi. Hepsiburada üzerinden satıldığını gördüm. Fiyatı 3000 TL idi.

Düşünmeye başladım.

Android ekosisteminde, telefonun yazılım güncellemesi alabileceği süre 2 yıl ile sınırlandırılmıştır. 2 yıl geçtikten sonra telefonunuzu eski sürüm ile kullanmaya devam edebilirsiniz. Güncelleme alabildiğiniz bu 2 yıllık dönemde ise güncellemenin kaç hafta sonra cihazınıza geleceğini beklemek de ayrı bir işkence. Android kullanıcıları çok iyi bilir. iOS’de böyle bir şey yok. Güncelleme duyurulduysa o gün cihazınıza gelir. Moto G, 2013 model bir telefon olduğu için 2015’ten sonraki güncellemeleri alamadı. Ya eskisi gibi özel ROM yükleyerek yine anlamsız telaşelere girecektim ya da bir karar verecektim.

Telefonu telefon yapan şey artık sadece donanımı değil, işletim sistemi çok önemli. Samsung, telefonlarını Android yerine kendi işletim sistemi ile satmayı denesin bakalım satabilecek mi. İşletim sistemi bu kadar önemliyken, yani en güncel sürümü kullanmak bu kadar önemliyken, 2 yıldan fazla güncelleme desteği vermemek Google için büyük bir stratejik hata ve Android’in sonunu bu strateji hatası getirirse “Özgür yazmıştı” dersiniz.

Bugün 4000 TL’ye alacağınız bir iPhone’u 5 yıl sorunsuz bir şekilde güncel yazılım ile kullanabiliyorsunuz. Yani yıllık maliyet 800 TL.

iPhone ayarında iyi bir Android telefon almak isterseniz fiyatı 3000 TL ve 2 yıl sonra güncelleme alamayacak. Yani senelik maliyet 1500 TL. Hangisi daha ucuz sizce?

Android’i terk edip iOS’e yönelmeme neden olan en önemli şey bu hesaplamaydı. 2 yılda bir 3000 TL vermeyi mantıklı bulmuyorum.

Android’i Neden Özlüyorum?

iOS hala eksiklerle dolu bir kullanıcı deneyimine sahip. Bunu, Android kullanmamış birine anlattığımda kesinlikle idrak edemiyor. Bunların önemsiz bahaneler olduğunu ileri sürüyor.

Örnek mi?

Ana Ekranda Arama Kısayolları

Gün içerisinde çok fazla arama yapmam ve farklı gruplardaki kişilere hızla ulaşmam gerekiyor. Android’te, ana ekranda klasörler içerisinde, hızlı arama yapmamı sağlayan ikonlar oluşturabiliyordum. Yani sanki uygulama çalıştıracakmışım gibi, A grubunun klasörüne girip B kişisinin resmine dokunduğumda o kişiyi direkt arayabiliyordum. Bu pratikliğin benim için ne kadar büyük bir konfor olduğunu anlatamam.

Evet biliyorum, bunların hepsi yazılım güncellemesi ile çözülebilecek ve kısa zamanda mutlaka iOS’e de gelecek ve hatta yıllardır Android’te olduğu halde, müthiş bir yenilikmiş gibi duyurulduğunda maalesef birçok insanın da “Vaayyy!” diye alkışlayacağı özellikler.

Mobil Verinin Sınırlandırılması

Android’te mobil veri sınırı koyabiliyorsunuz. 2 GB’lık paketim varsa, 1.8 GB’a geldiğinde telefon bana hatırlatma yapsın, 2 GB olunca da tüm mobil veriyi kapatsın diyebiliyorum. Zira, mobil operatörler aç kurt gibi pusuda bekliyorlar. Kotayı aşsın da “geçirelim” diye. iOS’de mobil veri kullanım miktarını sınırlandıramıyorsunuz.

Kullanıcı Deneyimi/Arayüzü

Android’te tüm önemli tuşlar ekranın altındadır (kullanıcı deneyimi diye buna derim). Baş parmak ile kullandığımız akıllı telefonlarda ekranın en üst köşesine geri butonu koymak nasıl bir mantıktır? Düşünsenize, baş parmak oraya kadar yetişmediği için “home” tuşuna iki defa dokunduğunuzda ekranı aşağıya kaydırmak gibi bir çözüm üretilmiş (yani ihtiyaç duyulduğunun gayet de farkındalar) ama ekranın en altına böyle bir tuş eklemeyi ısrarla düşünmüyorlar.

SMS ve Görüşme Kayıtlarının Yedeklenmesi

Android kullanıcıları iyi bilir, açık kaynaklı SMS Backup+ uygulaması ile tüm arama kayıtlarını ve SMS’lerimi Gmail içerisine ve takvime yedekleyen ve bunu çok uzun süredir yapan biriyim. Yararını da çok gördüm. Örnek: “Ben seni falanca zaman aramıştım” diyen birine (muhtemelen bu kadar sıkı arşiv yaptığımı bilmiyordu) arşivden kayıtları çıkarınca fena bozulmuştu. iOS için buna benzer bir uygulama yok (böyle bir özelliği desteklemiyor da zaten). Bence büyük eksiklik. Konfora alışınca yokluğu çok koyuyor.

iOS kullanan kişiler, sağ olsunlar bana hep alternatif çözümler sundular (birebir karşılığı olan çözümler varsa, paylaşırsanız çok sevinirim) ancak bu alternatiflerin hepsi çok başarısızdı. Hızlı arama için favorileri öneren oldu. Bu Android’te de var yıllardır ama çözüm değil. 40 kişilik bir hızlı arama grubunun içerisinde scroll yaparak o kişi bulup aramak ile, sadece iki harekette direkt o kişiyi aramak arasında çok ciddi fark var.

Arama kaydının yedeği için de alternatif olarak iCloud’u önerenler oldu. Bu da benim istediğim şey değil.

Ekran Kaydı:

Android ile telefonu root etmeden bile ekran kaydı (fotoğraf değil video kaydından söz ediyorum) alabiliyordum. iOS ile bunu yapamıyorum.

Telefon içindeki dosyalara erişim:

Evimde Linux PC kullanıyorum ve iPhone’u USB kablosu ile bilgisayarıma bağladığımda dosyalara bilgisayardan erişemiyorum. Oysa Android telefon ile hem telefonun içindeki dosyalara erişebiliyorum hem de USB flash diske kaydettiğim müzikleri telefonuma takıp telefonumdan da dinleyebiliyorum.

Android size müthiş bir esenklik ve özgürlük sunarken iOS sizi sınırlıyor. Özgürlüğe bir kere alışınca sınırlandırılmak çok moral bozuyor.

“Madem memnun değilsin, neden Android’e geçmiyorsun?” diye soranlara: Google ne zaman Android desteğini 2 yıldan 5 yıla çıkarır, o zaman kesinlikle geçerim.

Makaleden iOS’in sadece olumsuz yönlerini gördüğüm anlaşılmasın. Android deneyimlemiş biri olarak iOS’in güzel özellikleri de var:

  1. Pil (kullanım süresi) konusunda kesinlikle iOS Android’ten daha iyi. Telefonu akşam şarjdan çıkarıp bırakın. Sabah uyandığınızda %99 olarak açarsınız. Android telefonlarda bu durum nasıl? Rezalet. Android telefon satan firmalar, yüksek mAh’li piller ile şarjı uzun süre giden telefonlar yapıyorlar ancak aynı mAh değerli ve benzer donanımlı iOS ve Android telefonu karşılaştırırsanız, iOS’in daha başarılı olduğunu görebilirsiniz.
  2. Güncelleme desteği çok iyi. Yeni bir sürüm duyurulduğunda o gün size geliyor. Android’te aylarca veya 1 yıl beklediğiniz olabiliyor. Android’in en kötü tarafının bu olduğunu söylemiştim zaten.
  3. İşletim sistemi oldukça akıcı (gerçi iyi donanıma sahip bir Android telefonda da akıcı).

Toparlamak gerekirse (makalenin yayımlandığı tarihi de dikkate alarak):

  1. iPhone iyi bir telefon ama iOS’in hala önemli eksiklerinin olduğunu görüyorum. Umarım en kısa zamanda bunlar giderilir. iMessage uygulamasına havai fişek özelliği eklemek için mesai harcayana kadar “UX” ve “productivity” için biraz kassalar daha iyi olacak sanki.
  2. Android, 2 yıl olan güncelleme desteğini 5 yıla çıkarmazsa açık ara önde olduğu mobil işletim sistemi yarışının kaybedeni olmayana aday. Unutmayın, Windows da yıllardır açık ara önde ama artık MacOS’in pazardan ciddi pay almaya başladığını görüyoruz ve ileride Windows’u geçeceğinden eminim.
  3. Android, kullanıcı deneyimi açısından hala iOS’ten daha iyi. Saf Android kullanmamış biri, ne demek istediğimi anlayamayabilir.

Android ve iOS işletim sistemlerini deneyimlemiş biri olarak objektif düşüncelerimi paylaştım.

Esenlikler diliyorum.

Hakkında Özgür Turanlı

Mühendis, ek$i sözlük yazarı, DMOZ editörü, SEO bilir (ama "uzman" değil), Android, iOS ve GNU/Linux kullanıcısı. Mobil ve internet teknolojilerine ilgi duyuyor.

Cevap yazın

Yukarı Çık
test başarılı: 66.0.751.99