Rekabet Neden İyi Değildir?

Elbette rekabet iyidir! :)

Rekabet olmasaydı, biz tüketiciler hemen her şeyi gereksiz derecede pahalıya alırdık. Hizmet kalitesi daha düşük olurdu, vs.. Acaba gerçekten de öyle mi?

Fiyat odaklı rekabet, beraberinde kalitesizliği de getirmiyor mu bazen sizce de?

Günümüzde internetin yaygınlaşması ve ekonominin küreselleşmesiyle ticaretin çok daha rekabetçi şartlarla sürdürülmesi zorunluluğu artıyor. Öyle ya, internet sayesinde sadece bilgiye değil, almak istediğimiz ürünü en ucuza üreten firmaya da anında ulaşabiliyoruz. Fiyatları karşılaştırıp hangi mağazada daha ucuza satıldığını anında görebiliyor ve direkt o mağazadan satın alabiliyoruz. Bunun getirmiş olduğu sonuç, küreselleşmenin daha çok ivme kazanması ve kapitalizmin daha acımasız olmasıyla birlikte her sektörde bir iki büyük şirket dışında hiçbir şirketin ayakta kalamayacağı gerçeği…

Peki küçük şirketler büyük şirketlere kafa tutabilmek için nasıl yollar izliyorlar?

Ürünün maliyetlerini düşürebilmek için daha kalitesiz (genelde bu kaliteyi sorgulayan müşteriler çok az veya bu kaltesizliğin farkında bile değiller) girdilerle ve proseslerle ürünü rakip büyük şirketlerden daha ucuza mal edip, fiyat avantajı sağlayarak hayatta kalmaya çabalıyorlar. Yani rekabet, kalitesizlik getiriyor.

Gıda Mühendisi olmam ve sağlığımızı direkt ilgilendirmesi sebebiyle gıda sektöründen bir örnek vermek istiyorum: “Antibiyotikli Süt!”

Rekabetin iyi olabilmesi için öncelikle standartların çok iyi bir şekilde belirlenmesi, güncellenmesi ve ardından da çok iyi çalışan bir mekanizma ile de denetleniyor olması gereklidir.


Geçtiğimiz günlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sn. Mehdi Eker bir açıklama yaptı ve bir anda olay oldu. Örnek bir haber başlığı: “Süt veren hayvanlar hastalandığında tedavilerinde antibiyotik kullanıldığını belirterek, ‘O sütün kullanılmaması lazım kalıntıları temizleninceye kadar.‘ “. İnternette buna benzer birçok makale ve haber bulabilirsiniz. Bilimsel yayınlarda da keza durum aynı. Yeni bir konu değil aslında.

Sayın Bakan bu açıklamayı yapana kadar (belki 40 yıldır) kim bilir kaç milyon insan antibiyotikli süt içti! Neden? Çünkü antibiyotikli sütü tüketiciye satmayıp imha etmek bir maliyet. Ürünün fiyatı yükseliyor! “Ee, o zaman ne yapalım? Satalım tüketiciye, içsin. Türk’e bir şey olmaz!”

Sayın Bakan’ın böyle bir açıklama yapması tesadüf değil. Bugün süt sektörünün içinde olan gerek çiğ süt üreticileri gerek bitmiş ürünü paketleyip tüketiciye sunan firmalar, bu durumun yıllardır farkında ve umurlarında da değil malesef!

Eğer sanıyorsanız ki bu kişiler cahil oldukları için antibiyotikli sütü vatandaşa içiriyorlar, yanılıyorsunuz! Bunların içinde doktora yapmış kişiler bile var!

Güncel durum nasıl?

Piyasada hem normal süt var, hem de organik süt. “Parası olan vatandaş kaliteli, sağlıklı süt içsin! Parası olmayanın da çok da fifi!..” Veya vatandaş, “bebeğime organik süt içireyim sağlıklı olsun da ben artık bu yaştan sonra çok yaşamasam da olur!” mantığında. Geçim derdi, kolay değil. Parası olsa o da organik süt içmek istemez mi?

Peki durum neden böyle?

Organik süt için yabancı denetim şirketleri çok sıkı standartlar ve denetim mekanizmaları oluşturmuşlar. Dolayısıyla sütün sağklıklı olduğundan eminsiniz ama maliyeti de yüksek doğal olarak.

Peki diğer sütte durum nasıl? Onda da yine iyi standartlar var aslında ama denetim yeterli olmayınca (burada Bakanlık kadrosundaki deneyimli Gıda Mühendisi sayısının kesinlikle yeterli olmaması ile ilgili bir durum var ve umarım yakın gelecekte sağlığımız açısından böylesine hassas bir konuda yürütülen çalışmalar tamamlanır ve gıda mühendislerinin doktorlar kadar önemli bir meslek grubu olduğunun farkına varılır. Garip değil mi? Sağlık problemi yaşadığımızda doktorumuzu önemsiyoruz ama yediğimiz ürünlerin sağlıklığımızı olumsuz etkilememesi için mücadele veren gıda mühendislerini pek önemsemiyoruz! Deneyimli kelimesini özellikle koyu renk ile yazdım çünkü denetimi yapacak olan mühendis deneyimli olmadığı zaman firmalar tarafından çok rahatlıkla aldatılabilir.) bu standartlara uyan şirket yok denecek kadar az. Uyanlar da kendilerini enayi gibi hissediyorlar çünkü maliyetleri, bu sandartlara uymayan firmalara göre çok daha yüksek olduğu için ürünlerini satamıyorlar. Vatandaş da konunun bilincinde olmadığı için veya ekonomik durumu iyi olmadığı için fiyatına bakıp ucuz olan sütü alıyor. Böyle olunca da işletmelerinin kar edemediğini gören kaliteli üreticiler, rekabete dayanamayıp birer birer pes ediyor. Olan kime oluyor? Vatandaşa oluyor tabi! Vatandaş dediğim bir başkası değil, biziz.. Ta kendimiz!

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, olayların hepsinden haberdar olduğunu ve önemli girişimler içerisinde olduğunu biliyoruz, meslektaşlarımızdan duyuyoruz, öğreniyoruz. Elbette bunca yıllık bir başı boşluğun bir anda düzelmesini beklemek de hayalperestlik olur. Umarım Bakanlık, çalışmalarını kısa sürede tamamlayarak, gerçekten sektörde çalışmış ve tecrübe kazanmış, işin hilesini, çakallığını bilen mühendisleriyle zenginleştireceği kadrolarla ve denetimlerle, halk sağlığını çok ciddi bir şekilde ilgilendiren bu konuların üzerine kararlılıkla gitmeye devam eder.

Soruyu tekrar sorayım: Rekabet neden iyi değildir?

Eğer standartları iyi belirleyip firmaları denetlemezseniz, kalitesizliği de beraberinde getirip insan sağlığını tehdit eden durumlara varan sonuçlara neden olabildiği için.

Sağlıklı günlere…

Hakkında Özgür Turanlı

Mühendis, ek$i sözlük yazarı, DMOZ editörü, SEO bilir (ama "uzman" değil), Android, iOS ve GNU/Linux kullanıcısı. Mobil ve internet teknolojilerine ilgi duyuyor.

Cevap yazın

Yukarı Çık
test başarılı: 70.0.646.99